21 Şubat 2013 Perşembe

BEN YERSİZİM NİYE!..?






 

Yine akşam oluyor

Herkes vedalaşıyor dostlarıyla

Gün, son demlerini yaşarken

Göz kırpıyor etrafına.

Kızartılar her yanı sarıyor

Kurtlar kuşlar yuvasına çekilirken

Bir gariplik çöküyor içime

Gürültüye boğulan bu çevre

Sakinleşiyor birden bire

Güneş bu günkü turunu bitiriyor

Ufuk son parıltılarını yitiriyor.

Her şey cehresini değiştiriyor

Yavaş, yavaş.

Geride ara sıra esen kuru bir yel

Gittikçe koyulaşan bir karanlık,

Yapraksız kalmış ağaçların

Notasız söylediği nameleri,

Ara sıra ses veren böcekler

Yapayalnız kalmış ,
 

Bir de ben varım.

Bir gariplik çöktü içime

Nereye gideyim diye

Her canlının bir yuvası var Tanrım

Ben yersizim niye?

İki ben var, şimdi bende


 
 
İki ben var, şimdi bende

Birisi geçmişte saklı

Biri şimdiye odaklı

Anlamsızca etrafa bakınırken

Gönlüm bir kervanda

İzi kalmamış yollara

Kim bilir hangi yıllara

Yaşanıp kapanmış sayfalara

Dönüp yeniden koşar

Bugünü unutur o anı yaşar


Gönül bu ne diyeceksin haline

Beden değil ki yorulup

Yaşlanıp çekilsin köşesine

Ne söz dinler

Ne kendini bilir

Duyguları gökte gezinirken

Beli yerlere eğilir


Bir ben daha var ki şimdilerde

Çocukları hep önünde

Onlar için düşünüp yaşar

Onların istikbaline koşar

Onlar için sevinirken

Onlar için de ağlar


İki ben var şimdi bende

Biri sende kalmış geri dönmüyor

Diğeri çocuklarından gelmiyor

Bu benler kendini bilmiyor

Hiç sahibinin olmuyor.

Birisi çoktan yaşanmış

Diğeri çocuklara adanmış
Hüseyin KOÇ- ANKARA

Hani bana ne kalmış?

20 Şubat 2013 Çarşamba

ACILI BİR SÖZ DUYSAM


 
 
 
Duygu yüklü  söz duysam

Seni düşünür özlerdim

Anıları tahayyül eder

Yarınlar için mutluluklar çizer

Ayrılığı düşünmez

Umutlarda gezerdim.

 

Göremediğim zamanlarda

Hayal dünyasının en üstünde

Saman yoluna çıkar

Galaksilere sıçrar

O günkü özleminle

Alev topu gibi yanar

O halimi

Buğulu gözlerle soğutur

Bunun böylece

Devam edeceğimi sanırdım.

 

Ya şimdi?

Acılı bir söz duysam

Yüzüm gerginleşir gözlerim askıda

Farklı şeylerle gönlüm baskıda

Beraber diktiğim çiçeklerin

İzi bile kalmamışken saksıda

O günkü anlamda önemli olanlar

Değerini bir bir yitirmişken

Artık ne hissedip ne duyabilirim

Ne de o canlılıkla gülebilirim

İçimi dolduramıyorsun

Yaşarken öldüremiyorsun

.

Her şey değişiyor gittikçe

Zaman ve hayat

Parelel devam ettikçe

Sular dağı taşı,

Tayfunlar ağaçları

Felaketler doğayı

Olaylar insanları

Kendi doğal sürecinden alıp

Her bir şey, bir şeyi

Zamanla değiştiriyor

Kimini iyileştirip,

Kimini çökertiyor.

Bazı istekleri  artırırken

Bazısını tüketiyor.

 

Her şeyin üzeri kapalı

Sis perdesi çökmüş

Aradan sızanlar

Kırık dökük görüntüler

Yarı hatırlanır fısıltılar

Şimdiye kalan

Hevesle yazılan

Sararmış sayfalar

Kurumuş ağaçlardaki

Belli belirsiz kazıntılar.

Bilinmez yarınlarım


 

  

Öyle meçhul ki şu geleceğim

Biliyor muyum sahi

Yarın ne olacağım

Gecen yıllar gibi

Yaşanacak yıllarda

Kırık dökük

Gelecek de şimdiden belli

Yırtık ve sökük.

 

Karmaşık duygular eşliğinde

Akşamı seyrediyorum

Yıldızların yalnızlığından teselli arıyor

Yeni bir güne doğuyorum

Bilinmez yarınlarıma

Şimdiden

Kefen mi örüyorum.

 

 




 

                           

 




 
 
 

 

 



 


 

 




 



 

 




 

 

 


 

 


 

 

 

 
 

18 Şubat 2013 Pazartesi

Çile adamı

 
 
 
 
 
 

Gezer oldun köşe bucak

Kuytulara gölge oldun

Gidilmeyen yerlere

Geceleri  yol buldun

Sen çile adamı

Istıraplar yumağı

Söylenmeyen duyguların

Çözülmez  ağı

Sessizliğin barınağı…

Ey çile adamı

Kuşlarla konuşur

Hayaletlerle buluşur

Görünmezlere yandaş olur

Feryadın bile  duyulmaz
Derdin içine

Ne zaman döneceksin?

Sen  kendine….

Sen çile adamı

Hep böyle mi kalacaksın

Sıcaklarda bile

Kışı mı andıracaksın?

 


 


Belirsizlik

Belirsizlik

Yalnız odamın balkonunda

Derinine daldım akşam mehtabının
Aheste müziğin sesi kulağımda
Tadını çıkarıverdim ağlamanın
 
Acılar özümden ırak değil
İç içe girmiş onlar bende
Hayaller hisler merak değil
Kederle yoğrulmuş anılar bende
 
Esen rüzgar saçlarımı okşadıkça
İnce bir sesin içine karıştım
Kurak gözlerim nemlendikçe
Biten mehtap da karanlığa alıştım
 
Çektim sigaramı nefes,  nefes
Çayımı aldım yudum, yudum
Bitmeyen acıların içinde
Meçhule doğru savruldum.
 
Kapladı her yeri derin bir sessizlik
Bırakmıyor yakamı güvensizlik
Ölümden farksız oldu
Gece ve bendeki belirsizlik.
 
Bir gün daha karıştı karanlıklara
Gece fısıltısıyla birlikte
Kayboldu bir nokta sonsuzlukta
Kesildi mırıltılar titreyen dudaklarda
 
    Hüseyin KOÇ
 

Akşamı Seyrediyorum


 
 
 

 

Akşamı Seyrediyorum


Yüksekte  bir yerden

Akşamı seyrediyorum

Güneşin batışıyla gidiyor

Alaca karınlıkla geliyorum

Kendimi bıraktığım boşluğa

Kanatsızca uçuyorum

 

Dört bir yan yol, arabalar vızır, vızır

Karanlığı yırtan farlar kaybolmaya hazır

Uzaklarda bir sürü ışıklar

Her biri hareketli yanıp sönüyorlar

 

Ötelere  bakıyorum havadan

Bir ses duyuyorum ilerde çaydan

Akşamların müzisyeni kurbağadan

Bir  kuş çığlığı onun ardından

Söyleyeceklerini söylüyorlar

Sonra  suskunluğa gömülüyorlar

 

Gittikçe koyulaşan havada

Geziniyorum  sanki boşlukta

Çevreyi ve gönlümü dinliyorum

Belirlilerin belirsizleştiği

Teferruatın kaybolduğu karanlıkta

 

Yere uzak  havaya yakın

Yıldızlar tepemde salkım, salkım

Her taraf hareketli yer gök

Gidip geliyorlar akın, akın.

 

Zaman  bildiği yere doğru giderken

Seyrin içine hareketsizce dalmışım

Susan seslerin yeri dolmazken

Gizemli atmosferin sihrine banmışım

Bazen  yüzüme doğru  iniyor damlalar

Bilmiyorum niye ağlamışım.

 

 

Gönlüm uzay boşluğu gibi

Her şeyi içine alıyor.

Denizin içindeymişim gibi

Gözlerim diplere dalıyor

Duygular görüntü ötesine taşınırken

Hareketlerim yavaşlıyor.

Yorgunluk çökerken

Düşüncelerde karışıyor

Uyku ortalarda yok

Galiba  oda naz yapıyor.
 
 Ankara- 2003 Yaz mevsimi
         
         Hüseyin Koç